Dünyadaki her bin araçtan 14′ü Türkiye’de üretiliyor

30 Ekim 2007

Türkiye’nin ihracatında liderliği ele geçiren otomotiv sektörü, 2006’da dünyadaki her bin araçtan 14’ünün üretimini gerçekleştirdi.

Son yıllarda hızla büyüyerek dünya otomotivinde söz sahibi olmaya başlayan Türkiye, 2006’da bir önceki yıla göre yüzde 12.4 artışla 987 bin 780 adet olarak gerçekleşen motorlu taşıt üretimi ile dünya genelinde 16. sıraya yükseldi. Uluslararası Motorlu Taşıt Üreticileri Derneği (OICA) verilerine göre, 2006 yılında dünya motorlu taşıt aracı üretimi, 2005 yılına göre yüzde 4 oranında artarak 69 milyon 127 bin 156 adet düzeyinde gerçekleşti. Türkiye ise 2006’da 1 milyon adete yaklaşan üretimiyle, geçen yıla göre iki basamak yükselerek Belçika, İran ve Çek Cumhuriyeti’nin önüne geçti.

JAPONYA LİDER

Verilere göre, Türkiye’de geçen yıl 442 bin 98’i ticari, toplam 987 bin 780 araç üretildi. Buna göre Türkiye, 2006 yılında tüm dünyada üretilen araçların binde 14’lük payına sahip oldu. Geçen yıl dünya otomotiv sektörünün liderliğini, 11 milyon 484 bin 233 araç üretimiyle Japonya aldı. Bu ülkeyi 11 milyon 263 bin 987 araçla ABD, 7 milyon 188 bin 708 araçla Çin izledi. 2005 yılında ise dünya motorlu taşıt aracı üretiminde ABD 11,9 milyon adetlik üretimi ile birinci, Japonya 10,7 milyon adetlik üretimiyle ikinci, Almanya 5,7 milyon adetlik üretimiyle 3’üncü sırada yer almıştı.

İKİNCİ ELE GARANTİ GELİYOR
Eski teknolojiye sahip ikinci el araçların piyasadan çekilmesini sağlayacak teşvik sisteminin getirilmesini bekleyen otomotiv sektöründe, pazardan toplanacak ikinci el otomobillerin yenilenerek piyasaya sunulması planlanıyor. Otomotiv Distribütörleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi İbrahim Orhon, piyasanın yüzde 70’inin bu araçlardan oluştuğunu ifade ederek, Avrupa’da olduğu gibi ikinci el araçların da değerlendirilmesi için bir proje yürüttüklerini söyledi. Çalışmalarda son aşamaya geldiklerini ve yakın bir gelecekte bunu duyuracaklarını aktaran Orhon, şöyle konuştu: “İkinci el araçları elden geçirip, yenileyeceğiz. Her parçası kontrol edilecek. Kontrol yapacağımız ikinci el araçları, yeni otomobil gibi 1-2 yıl garantili olarak piyasaya sunacağız.”

Dünyadaki her bin araçtan 14′ü Türkiye’de üretiliyor

30 Ekim 2007

Türkiye’nin ihracatında liderliği ele geçiren otomotiv sektörü, 2006’da dünyadaki her bin araçtan 14’ünün üretimini gerçekleştirdi.

Son yıllarda hızla büyüyerek dünya otomotivinde söz sahibi olmaya başlayan Türkiye, 2006’da bir önceki yıla göre yüzde 12.4 artışla 987 bin 780 adet olarak gerçekleşen motorlu taşıt üretimi ile dünya genelinde 16. sıraya yükseldi. Uluslararası Motorlu Taşıt Üreticileri Derneği (OICA) verilerine göre, 2006 yılında dünya motorlu taşıt aracı üretimi, 2005 yılına göre yüzde 4 oranında artarak 69 milyon 127 bin 156 adet düzeyinde gerçekleşti. Türkiye ise 2006’da 1 milyon adete yaklaşan üretimiyle, geçen yıla göre iki basamak yükselerek Belçika, İran ve Çek Cumhuriyeti’nin önüne geçti.

JAPONYA LİDER

Verilere göre, Türkiye’de geçen yıl 442 bin 98’i ticari, toplam 987 bin 780 araç üretildi. Buna göre Türkiye, 2006 yılında tüm dünyada üretilen araçların binde 14’lük payına sahip oldu. Geçen yıl dünya otomotiv sektörünün liderliğini, 11 milyon 484 bin 233 araç üretimiyle Japonya aldı. Bu ülkeyi 11 milyon 263 bin 987 araçla ABD, 7 milyon 188 bin 708 araçla Çin izledi. 2005 yılında ise dünya motorlu taşıt aracı üretiminde ABD 11,9 milyon adetlik üretimi ile birinci, Japonya 10,7 milyon adetlik üretimiyle ikinci, Almanya 5,7 milyon adetlik üretimiyle 3’üncü sırada yer almıştı.

İKİNCİ ELE GARANTİ GELİYOR
Eski teknolojiye sahip ikinci el araçların piyasadan çekilmesini sağlayacak teşvik sisteminin getirilmesini bekleyen otomotiv sektöründe, pazardan toplanacak ikinci el otomobillerin yenilenerek piyasaya sunulması planlanıyor. Otomotiv Distribütörleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi İbrahim Orhon, piyasanın yüzde 70’inin bu araçlardan oluştuğunu ifade ederek, Avrupa’da olduğu gibi ikinci el araçların da değerlendirilmesi için bir proje yürüttüklerini söyledi. Çalışmalarda son aşamaya geldiklerini ve yakın bir gelecekte bunu duyuracaklarını aktaran Orhon, şöyle konuştu: “İkinci el araçları elden geçirip, yenileyeceğiz. Her parçası kontrol edilecek. Kontrol yapacağımız ikinci el araçları, yeni otomobil gibi 1-2 yıl garantili olarak piyasaya sunacağız.”

Dünyadaki her bin araçtan 14′ü Türkiye’de üretiliyor

30 Ekim 2007

Türkiye’nin ihracatında liderliği ele geçiren otomotiv sektörü, 2006’da dünyadaki her bin araçtan 14’ünün üretimini gerçekleştirdi.

Son yıllarda hızla büyüyerek dünya otomotivinde söz sahibi olmaya başlayan Türkiye, 2006’da bir önceki yıla göre yüzde 12.4 artışla 987 bin 780 adet olarak gerçekleşen motorlu taşıt üretimi ile dünya genelinde 16. sıraya yükseldi. Uluslararası Motorlu Taşıt Üreticileri Derneği (OICA) verilerine göre, 2006 yılında dünya motorlu taşıt aracı üretimi, 2005 yılına göre yüzde 4 oranında artarak 69 milyon 127 bin 156 adet düzeyinde gerçekleşti. Türkiye ise 2006’da 1 milyon adete yaklaşan üretimiyle, geçen yıla göre iki basamak yükselerek Belçika, İran ve Çek Cumhuriyeti’nin önüne geçti.

JAPONYA LİDER

Verilere göre, Türkiye’de geçen yıl 442 bin 98’i ticari, toplam 987 bin 780 araç üretildi. Buna göre Türkiye, 2006 yılında tüm dünyada üretilen araçların binde 14’lük payına sahip oldu. Geçen yıl dünya otomotiv sektörünün liderliğini, 11 milyon 484 bin 233 araç üretimiyle Japonya aldı. Bu ülkeyi 11 milyon 263 bin 987 araçla ABD, 7 milyon 188 bin 708 araçla Çin izledi. 2005 yılında ise dünya motorlu taşıt aracı üretiminde ABD 11,9 milyon adetlik üretimi ile birinci, Japonya 10,7 milyon adetlik üretimiyle ikinci, Almanya 5,7 milyon adetlik üretimiyle 3’üncü sırada yer almıştı.

İKİNCİ ELE GARANTİ GELİYOR
Eski teknolojiye sahip ikinci el araçların piyasadan çekilmesini sağlayacak teşvik sisteminin getirilmesini bekleyen otomotiv sektöründe, pazardan toplanacak ikinci el otomobillerin yenilenerek piyasaya sunulması planlanıyor. Otomotiv Distribütörleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi İbrahim Orhon, piyasanın yüzde 70’inin bu araçlardan oluştuğunu ifade ederek, Avrupa’da olduğu gibi ikinci el araçların da değerlendirilmesi için bir proje yürüttüklerini söyledi. Çalışmalarda son aşamaya geldiklerini ve yakın bir gelecekte bunu duyuracaklarını aktaran Orhon, şöyle konuştu: “İkinci el araçları elden geçirip, yenileyeceğiz. Her parçası kontrol edilecek. Kontrol yapacağımız ikinci el araçları, yeni otomobil gibi 1-2 yıl garantili olarak piyasaya sunacağız.”

Savunma giderlerinde Ortadoğu’da 4′üncüyüz

30 Ekim 2007

Türkiye, savunma harcamaları açısından, Ortadoğu’daki 10 ülke arasında dördüncü, Avrupa da beşinci sırada bulunuyor.

Derlenen bilgilere göre, Ortadoğu’daki en yüksek savunma harcamasını İran yapıyor. Bu ülkeyi Suudi Arabistan izliyor. İsrail, 27,2 milyar dolarlık savunma harcamasıyla, bölgede üçüncü sırada yer alıyor. Savunmaya ortalama 9,9 milyar dolar harcayan Türkiye, dördüncü sırada bulunuyor. Suriye 5’inci, Kuveyt 6’ncı, Mısır 7’nci, Umman 8’inci, Birleşik Arap Emirlikleri 9’uncu, Ürdün ise savunma harcamalarında son sırada yer alıyor. Avrupa’da silahlı kuvvetler mevcudu açısından birinci sırada yer alan Türkiye, harcamaları açısından ise 5’inci sırada bulunuyor. Avrupa’da en çok savunma harcamasını İngiltere yaparken, bu ülkeyi Fransa, Almanya ve İtalya izliyor. 6’ncı sırada ise İspanya yer alıyor. Türkiye, savunma harcamalarında özgün yüksek teknolojiye ağırlık veriyor ve sistem tedarik harcaması için yıllık 3,5 milyar dolar harcıyor. Savunma kaynakları, özellikle 2010’dan itibaren Türkiye’nin, Ortadoğu ve Avrupa’nın en hızlı gelişen savunma sanayine sahip olacağını vurguluyorlar.

Savunma giderlerinde Ortadoğu’da 4′üncüyüz

30 Ekim 2007

Türkiye, savunma harcamaları açısından, Ortadoğu’daki 10 ülke arasında dördüncü, Avrupa da beşinci sırada bulunuyor.

Derlenen bilgilere göre, Ortadoğu’daki en yüksek savunma harcamasını İran yapıyor. Bu ülkeyi Suudi Arabistan izliyor. İsrail, 27,2 milyar dolarlık savunma harcamasıyla, bölgede üçüncü sırada yer alıyor. Savunmaya ortalama 9,9 milyar dolar harcayan Türkiye, dördüncü sırada bulunuyor. Suriye 5’inci, Kuveyt 6’ncı, Mısır 7’nci, Umman 8’inci, Birleşik Arap Emirlikleri 9’uncu, Ürdün ise savunma harcamalarında son sırada yer alıyor. Avrupa’da silahlı kuvvetler mevcudu açısından birinci sırada yer alan Türkiye, harcamaları açısından ise 5’inci sırada bulunuyor. Avrupa’da en çok savunma harcamasını İngiltere yaparken, bu ülkeyi Fransa, Almanya ve İtalya izliyor. 6’ncı sırada ise İspanya yer alıyor. Türkiye, savunma harcamalarında özgün yüksek teknolojiye ağırlık veriyor ve sistem tedarik harcaması için yıllık 3,5 milyar dolar harcıyor. Savunma kaynakları, özellikle 2010’dan itibaren Türkiye’nin, Ortadoğu ve Avrupa’nın en hızlı gelişen savunma sanayine sahip olacağını vurguluyorlar.

Savunma giderlerinde Ortadoğu’da 4′üncüyüz

30 Ekim 2007

Türkiye, savunma harcamaları açısından, Ortadoğu’daki 10 ülke arasında dördüncü, Avrupa da beşinci sırada bulunuyor.

Derlenen bilgilere göre, Ortadoğu’daki en yüksek savunma harcamasını İran yapıyor. Bu ülkeyi Suudi Arabistan izliyor. İsrail, 27,2 milyar dolarlık savunma harcamasıyla, bölgede üçüncü sırada yer alıyor. Savunmaya ortalama 9,9 milyar dolar harcayan Türkiye, dördüncü sırada bulunuyor. Suriye 5’inci, Kuveyt 6’ncı, Mısır 7’nci, Umman 8’inci, Birleşik Arap Emirlikleri 9’uncu, Ürdün ise savunma harcamalarında son sırada yer alıyor. Avrupa’da silahlı kuvvetler mevcudu açısından birinci sırada yer alan Türkiye, harcamaları açısından ise 5’inci sırada bulunuyor. Avrupa’da en çok savunma harcamasını İngiltere yaparken, bu ülkeyi Fransa, Almanya ve İtalya izliyor. 6’ncı sırada ise İspanya yer alıyor. Türkiye, savunma harcamalarında özgün yüksek teknolojiye ağırlık veriyor ve sistem tedarik harcaması için yıllık 3,5 milyar dolar harcıyor. Savunma kaynakları, özellikle 2010’dan itibaren Türkiye’nin, Ortadoğu ve Avrupa’nın en hızlı gelişen savunma sanayine sahip olacağını vurguluyorlar.

Enflasyon için büyümeyi feda etmeyiz

30 Ekim 2007

Zorlu bir enflasyon mücadelesi veren Türkiye’de, son günlerin belki de en çok eleştirilen bürokratı Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz. Yılmaz, ‘Asıl amaç ekonomik büyüme iş ve aş. Fiyat istikrarı bir araçtır. Enflasyonu düşüreceğiz diye ekonomiyi resesyona sokmayız’diyerek asıl amacın büyüme olduğunu vurguladı. İşte Merkez Bankası Başkanı Yılmaz’ın güncel ekonomik konularla ilgili düşünceleri:

* AB için % 10 büyümeliyiz
Her türlü ekonomik aktivitenin nihai son amacı ekonomik refah, insanların yaşam düzeyini yükseltmek, işsize iş yaratmak, açın karnını doyurmak, sırtını pek tutmak. Fiyat istikrarı da mali disiplin de birer araç. Amaç refah düzeyini yükseltmek, toplumu zenginleştirmek. Biz kararlarımızı alırken, bu nihai amacı gözetiyoruz. Ve bunu yaparken de bize verilen görevin fiyat istikrarı olduğunu biliyoruz. Eğer fiyat istikrarı başlı başına bir amaç haline gelirse ekonomiyi resesyona sokarız, herkesi işsiz bırakırız, böyle bir şey amacımız yok. Bu yıl sonu yüzde 5′lik bir büyümenin olacağı görülüyor. Şu anda bakarsanız yıllık yüzde 7′lik büyüme bile Türkiye’ye yetmeyecek. Bizim Avrupa Birliği ile aradaki gelir farkını kapatabilmemiz için yüzde 10′larda büyümemiz lazım, gönül ister ki büyüyelim ama o zaman enflasyon ne olacak?

* Faiz neden yüksek?
2006′daki dalgalanma sonrası gerçekten bir sıkılaştırma söz konusu. Ancak şunu unutmamak gerekiyor, faiz oranlarının yukarı veya aşağı doğru hareketleri hiçbir zaman simetrik değil. Öngörülen enflasyon hedefinin yani yüzde 4′ün tutturulabilmesi için talep koşullarını kontrol etmemiz gerekiyor. Elimizdeki veriler hedefe ulaşabilmemiz için faiz oranlarının çok hızlı şekilde aşağıya inmemesi gerektiğini söylüyor. Dolayısıyla evet bugün itibariyle bizim gerek nominal faizlerimiz gerekse reel faizlerimiz uluslararası standartlara göre yüksek. Bunu kabul ediyorum. Bir de bu yıl yüzde 6.5′lik faiz dışı fazla hedefi tutmayacak. Bir seçim geçirdik. Bizi bunu öngörerek para politikasını belki olması gerekenden daha sıkı tuttuk.

* Siyasi kararlılık var
Mali disiplin ve kararlılık olmadığı sürece bu işler yürümez. Bunlar olmazsa para politikası çok fazla bir anlam ifade etmez. Biz burada mali disiplinin sağlanması konusunda bir kararlılık görüyoruz ama kararlılık ile uygulamanın arasında zaman zaman farklılık olabilir.

“Merkez’i günah keçisi ilan ettiler”

30 Ekim 2007

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, kurun geldiği noktadan ve yüksek faizlerden bütün iş dünyasının ranatsız olduğunu söyledi. Sanayicilerin yaptığı eleştirilerin haklı olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, “Birçok sektörde ciddi sorunlar yaşanıyor” dedi. Sabah’ın sorularını yanıtlayan Hisarcıklıoğlu, yüksek faiz konusunda Merkez Bankası’na (MB) yöneltilen eleştirilerle ilgili olarak “Haksız yere günah keçisi yapıldı” dedi. MB’nin Meclis tarafından yasalarla verilmiş görevinin fiyat istikrarını korumak olduğunu hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “Eğer görev tanımının değiştirilmesinin iyi olacağı düşünülüyorsa, bunun adresi de yine Meclis’tir. Sanayicilerin sorununa daha duyarlı olabilir ama Merkez’i çözümün tek adresi olarak görmüyoruz” diye konuştu. MB’nin risk algılamasını yüksek tutmasındaki nedenlerden birini yapısal reformlarda gecikme olarak ortaya koyduğunu hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “Her zaman söylüyoruz, üretim ve istihdam ortamını iyileştirecek, işgücü maliyetini azaltacak, enerji piyasasında serbestleşmeyi artıracak reformlar tamamlanmalı ve bu çervede kapsamlı sanayi politikası uygulanmalı” değerlendirmesinde bulundu. Mali disiplin sürdükçe faizlerin de düşeceğine dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, “Bütçe kalitesi ve mali disiplinde bozulma sinyalleri var. Bu tehlikeyi gördüğümüzden beri mali disiplin vurgusu yapıyoruz” dedi. Türk sanayicinin küresel alanda rekabet edebilmesi için dünyadaki rakipleriyle aynı kurumsal kaliteye sahip olması gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

KOŞULLAR DEĞİŞİYOR
“Devletimizin işi kamu yönetimini, yargıyı, eğitim sistemini, vergi sistemini ve işgücü piyasasını rakiplerimizle aynı seviyeye çıkarmak olmalıdır. Böylece özel sektörün önu açılır. Faizin yüksekliğinde uluslararası ekonomik koşulların kötüleşmeye başladığını görmek gerekiyor. Hem portföy hem de doğrudan yabancı sermayeyi çekmek için önceki 4-5 yılın uygun koşullarını artık bulamayabiliriz. Riskleri yeniden fiyatlama döneminin daha başındayız.” Yüksek cari açık sorununu hiçbir zaman unutmamak gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, “Bütün ekonomik krizlerimiz cari açığın finansmanında sıkıntı yaşandığında çıktı. Reel sektörün kur riski de gözden kaçırılmaması gereken bir nokta” diye konuştu.

“Merkez’i günah keçisi ilan ettiler”

30 Ekim 2007

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, kurun geldiği noktadan ve yüksek faizlerden bütün iş dünyasının ranatsız olduğunu söyledi. Sanayicilerin yaptığı eleştirilerin haklı olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, “Birçok sektörde ciddi sorunlar yaşanıyor” dedi. Sabah’ın sorularını yanıtlayan Hisarcıklıoğlu, yüksek faiz konusunda Merkez Bankası’na (MB) yöneltilen eleştirilerle ilgili olarak “Haksız yere günah keçisi yapıldı” dedi. MB’nin Meclis tarafından yasalarla verilmiş görevinin fiyat istikrarını korumak olduğunu hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “Eğer görev tanımının değiştirilmesinin iyi olacağı düşünülüyorsa, bunun adresi de yine Meclis’tir. Sanayicilerin sorununa daha duyarlı olabilir ama Merkez’i çözümün tek adresi olarak görmüyoruz” diye konuştu. MB’nin risk algılamasını yüksek tutmasındaki nedenlerden birini yapısal reformlarda gecikme olarak ortaya koyduğunu hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “Her zaman söylüyoruz, üretim ve istihdam ortamını iyileştirecek, işgücü maliyetini azaltacak, enerji piyasasında serbestleşmeyi artıracak reformlar tamamlanmalı ve bu çervede kapsamlı sanayi politikası uygulanmalı” değerlendirmesinde bulundu. Mali disiplin sürdükçe faizlerin de düşeceğine dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, “Bütçe kalitesi ve mali disiplinde bozulma sinyalleri var. Bu tehlikeyi gördüğümüzden beri mali disiplin vurgusu yapıyoruz” dedi. Türk sanayicinin küresel alanda rekabet edebilmesi için dünyadaki rakipleriyle aynı kurumsal kaliteye sahip olması gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

KOŞULLAR DEĞİŞİYOR
“Devletimizin işi kamu yönetimini, yargıyı, eğitim sistemini, vergi sistemini ve işgücü piyasasını rakiplerimizle aynı seviyeye çıkarmak olmalıdır. Böylece özel sektörün önu açılır. Faizin yüksekliğinde uluslararası ekonomik koşulların kötüleşmeye başladığını görmek gerekiyor. Hem portföy hem de doğrudan yabancı sermayeyi çekmek için önceki 4-5 yılın uygun koşullarını artık bulamayabiliriz. Riskleri yeniden fiyatlama döneminin daha başındayız.” Yüksek cari açık sorununu hiçbir zaman unutmamak gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, “Bütün ekonomik krizlerimiz cari açığın finansmanında sıkıntı yaşandığında çıktı. Reel sektörün kur riski de gözden kaçırılmaması gereken bir nokta” diye konuştu.

“Merkez’i günah keçisi ilan ettiler”

30 Ekim 2007

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, kurun geldiği noktadan ve yüksek faizlerden bütün iş dünyasının ranatsız olduğunu söyledi. Sanayicilerin yaptığı eleştirilerin haklı olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, “Birçok sektörde ciddi sorunlar yaşanıyor” dedi. Sabah’ın sorularını yanıtlayan Hisarcıklıoğlu, yüksek faiz konusunda Merkez Bankası’na (MB) yöneltilen eleştirilerle ilgili olarak “Haksız yere günah keçisi yapıldı” dedi. MB’nin Meclis tarafından yasalarla verilmiş görevinin fiyat istikrarını korumak olduğunu hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “Eğer görev tanımının değiştirilmesinin iyi olacağı düşünülüyorsa, bunun adresi de yine Meclis’tir. Sanayicilerin sorununa daha duyarlı olabilir ama Merkez’i çözümün tek adresi olarak görmüyoruz” diye konuştu. MB’nin risk algılamasını yüksek tutmasındaki nedenlerden birini yapısal reformlarda gecikme olarak ortaya koyduğunu hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “Her zaman söylüyoruz, üretim ve istihdam ortamını iyileştirecek, işgücü maliyetini azaltacak, enerji piyasasında serbestleşmeyi artıracak reformlar tamamlanmalı ve bu çervede kapsamlı sanayi politikası uygulanmalı” değerlendirmesinde bulundu. Mali disiplin sürdükçe faizlerin de düşeceğine dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, “Bütçe kalitesi ve mali disiplinde bozulma sinyalleri var. Bu tehlikeyi gördüğümüzden beri mali disiplin vurgusu yapıyoruz” dedi. Türk sanayicinin küresel alanda rekabet edebilmesi için dünyadaki rakipleriyle aynı kurumsal kaliteye sahip olması gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

KOŞULLAR DEĞİŞİYOR
“Devletimizin işi kamu yönetimini, yargıyı, eğitim sistemini, vergi sistemini ve işgücü piyasasını rakiplerimizle aynı seviyeye çıkarmak olmalıdır. Böylece özel sektörün önu açılır. Faizin yüksekliğinde uluslararası ekonomik koşulların kötüleşmeye başladığını görmek gerekiyor. Hem portföy hem de doğrudan yabancı sermayeyi çekmek için önceki 4-5 yılın uygun koşullarını artık bulamayabiliriz. Riskleri yeniden fiyatlama döneminin daha başındayız.” Yüksek cari açık sorununu hiçbir zaman unutmamak gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, “Bütün ekonomik krizlerimiz cari açığın finansmanında sıkıntı yaşandığında çıktı. Reel sektörün kur riski de gözden kaçırılmaması gereken bir nokta” diye konuştu.